Tuğçe Özbaykal : “Geleceğin Etkinlikleri Kalabalık Değil, Anlam Yaratan Etkinlikler Olacak”

Tuğçe Özbaykal  : “Geleceğin Etkinlikleri Kalabalık Değil, Anlam Yaratan Etkinlikler Olacak” Tuğçe Özbaykal : “Geleceğin Etkinlikleri Kalabalık Değil, Anlam Yaratan Etkinlikler Olacak”

All For Brands Kurucu Ortakları Tuğçe Özbaykal Ve Ayla Doğan, All For Brands’in Vizyonunu Ve Farklarını Klass’a Anlattı All for Brands Kurucu Ortakları Tuğçe Özbaykal ve Ayla Doğan, All for Brands’in büyümeyi sayılarla değil karakterle ölçen bir vizyonla ilerlediğini vurguladı. Pandemi döneminde “anlamlı ve derinlikli işler üretme” fikriyle yola çıktıklarını belirten ikili, etkinlikleri yalnızca organize edilen projeler değil; markaların hikâyelerini yaşatan, katılımcıya duygu geçiren deneyimler olarak kurguladıklarını ifade etti. Hızlı üretim yerine güçlü fikir, güçlü hikâye ve iç rekabetle beslenen bir yaratıcı kültüre odaklandıklarını söyleyen Doğan ve Özbaykal, gelecek hedeflerinin daha çok iş yapmak değil, kimliği net, etkisi yüksek ve uluslararası ölçekte ses getiren projelere imza atmak olduğunu vurguluyor. All for Brands Kurucu Ortakları Tuğçe Özbaykal ve Ayla Doğan ile Lazzoni Hotel’in muhteşem atmosferinde Klass okurları için keyif dolu bir röportaj gerçekleştirdik.  

Tuğçe Hanım, All for Brands markasını kurma fikri nasıl doğdu? Bu yolculukta sizi en çok ne motive etti?
Tuğçe Özbaykal: All for Brands, pandemi dönemindeki belirsizlikte doğdu. O süreçte sektörün yeniden şekilleneceğini öngörerek, etkinliklerin yalnızca dijitalle sınırlı kalmayacağına ve insanların yeniden bir araya gelmeye ihtiyaç duyacağına inandık. Amacımız sadece bir ajans kurmak değil; hızlı ve yüzeysel işler yerine, markaya gerçekten değer katan, anlamlı ve iz bırakan projeler üretmekti. Bugün bizi motive eden şey hâlâ aynı: Sadece büyümek değil, iz bırakan işler yapmak. Bir projeyi teslim ettiğimizde arkamıza dönüp içimiz rahat bir şekilde şunu söyleyebilmek: “Bu gerçekten bizim işimiz. Bizim imzamız.” Şirketi kurarken çıkış noktamız bir kapı metaforuydu. Her etkinliği yeni bir başlangıç ve yeni bir deneyim olarak görüyoruz. Bizim için önemli olan sadece bir organizasyon yapmak değil, o deneyimle kalıcı bir bağ oluşturmak. Bu düşünceden yola çıkarak logomuzu da bir kapı olarak tasarladık.

Ayla Hanım, birlikte çalışmanın dinamiğini nasıl tanımlarsınız? Ortak vizyonunuzu nasıl oluşturuyorsunuz?
Ayla Doğan: Biz aslında birbirine çok benzeyen iki ortak değiliz. Karakterlerimiz, bakış açılarımız ve reflekslerimiz oldukça farklı. Bu yüzden iyi çalışıyoruz. Çünkü kararlarımızı aynı düşünerek değil, tartışarak alıyoruz. O tartışmalar bizi zayıflatmıyor; tam tersine işi daha iyi hâle getiriyor. Birlikte hayal kuruyoruz. Sonra o hayalin gerçekten mümkün olup olmadığını masaya yatırıyoruz. Yani hayali romantik bir yerde bırakmıyoruz; onu planlıyor, şekillendiriyor ve gerçek bir projeye dönüştürüyoruz. Ortak vizyonumuz da tam burada doğuyor. Bizim için vizyon, her gün kullandığımız bir pusula gibi. Biz markaya sadece ‘deadline’ uyulmuş bir proje teslim etmek istemiyoruz. Biz, yaptığımız işin arkasında durabileceğimiz bir imza bırakmak istiyoruz. O işi en az marka kadar sahiplenmek ve içselleştirmek istiyoruz. Çünkü bizce; “Geleceğin etkinlikleri kalabalık değil, anlam yaratan etkinlikler olacak.’”
‘BİZ ETKİNLİK KURMUYORUZ, BİR HİKÂYENİN ATMOSFERİNİ İNŞA EDİYORUZ’
All for Brands’in diğer etkinlik ajanslarından farkını neye borçlusunuz? Şirketin DNA’sında ne tür bir yaratıcı yaklaşım var?
T.Ö.: Bizim farkımız üretim hızımız değil, üretim biçimimiz. All for Brands’te bir proje kolay kolay “tamamlandı” sayılmaz. Çoğu zaman müşteriden önce biz işi defalarca revize ederiz. Kendimizi sürekli daha iyisini yapmaya zorlayan bir kültürümüz var. “Bizim en büyük rakibimiz yine kendimiziz.” Şirketin DNA’sında çok net bir yaklaşım var: Önce fikir. Dekor, sahne ya da bütçe bizim için başlangıç noktası değil. Biz önce hikâyeyi bulmak isteriz. Çünkü güçlü bir hikâye olduğunda, o fikir sadece anlatılan bir şey olmaktan çıkıyor; markanın sahiplendiği bir deneyime dönüşüyor. “İyi bir etkinlik tasarlanır, ama güçlü bir HİKAYE önce yazılır.” Bu yüzden sayıca çok iş yapmıyoruz. Ama yaptığımız her işin bir karakteri oluyor, bir duruşu oluyor. “Biz etkinlik kurmuyoruz, bir hikâyenin atmosferini inşa ediyoruz.”

Etkinlik ve aktivasyon dünyasında kadın lider olarak önünüzde duran en büyük fırsatlar ve zorluklar neler oldu?
A.D.: Etkinlik sektörü dışarıdan göründüğü kadar yumuşak bir alan değil. Kurulum alanları, gece çalışmaları ve anlık krizler bu işin günlük gerçeği. Özellikle ilk dönemlerde sahada kadın yönetici olmak bazı insanlarda şaşkınlık yaratabiliyordu. “Etkinlik sektörü sahada öğrenilen bir dünya ve o sahada güçlü durmanız gerekiyor.” Kadın bakış açısı özellikle detay yönetiminde, aynı anda birçok şeyi kontrol edebilme becerisinde ve kriz anlarında hızlı refleks geliştirmede ciddi bir güç sağlıyor. İnsan yönetimi bu işin en kritik kısmı. Biz de bu noktada ekiplerle ve iş ortaklarıyla çok hızlı güven kurabildiğimizi fark ettik. Elbette zorluklar oldu. Ama aslında bugün bizi farklı kılan yönetim dilinin temeli de o süreçte oluştu. Hem ekibimizle olan ilişkimizde hem tedarikçilerle olan süreçlerimizde şeffaf olmayı, ekip olmayı ve güven duymayı çok önemsedik.

‘BİR ETKİNLİK GÖZLE HATIRLANMAZ, HİSLE HATIRLANIR’
Bir projeyi ele alırken “marka deneyimi” yaratmayı nasıl tanımlıyorsunuz? Bir olayı unutulmaz kılan en kritik unsur sizce nedir?
T.Ö.: Bizim için marka deneyimi, bir etkinliğin fotoğrafları ya da sosyal medyada nasıl göründüğü değil. Asıl mesele, o etkinliğe katılan insanların ne hissettiği. “Bir etkinlik gözle hatırlanmaz, hisle hatırlanır.” Biz bir projeye başlarken önce şu soruyu sorarız: İnsanlar bu deneyimin içindeyken ne hissedecek? O atmosfer nasıl bir enerji yaratacak? Bize göre unutulmaz bir etkinliğin en önemli unsuru gösteriş değil, samimiyet. Bir etkinliği sadece kurmuyoruz; içinde doğal akan, gerçeğe yakın ve yaratıcılığı yüksek bir atmosfer yaratmaya çalışıyoruz. Biz etkinliğin dilinin hikâyelerden oluştuğuna inanıyoruz. Her markanın anlatmak istediği bir hikâye var ve bizim rolümüz o hikâyeyi sadece anlatmak değil, yaşanabilir hâle getirmek. Bu yüzden bizim için güçlü bir etkinlik; farklı hikâyeler yaratabilen ve duygusu yüksek deneyimler sunabilen bir etkinliktir.

Markanızda sürdürülebilirlik, toplumsal değer ya da sosyal sorumluluk gibi yaklaşımlar sizce ne kadar yer alıyor?
A.D.: Sürdürülebilirlik bizim için ayrı bir başlık ya da sonradan eklenen bir strateji değil; doğrudan çalışma biçimimizin bir parçası. Bir projeye yaklaşırken sadece ortaya çıkacak sonucu değil, o sürecin nasıl üretildiğini de önemsiyoruz. “Sürdürülebilirlik bazen büyük bir söylem değil, doğru kararların toplamıdır.” Sadece görünür olmak ya da hızlı sonuç almak için yapılan işlerden ziyade, gerçekten bir anlamı olan projelerde yer almayı tercih ediyoruz. Uygun olan projeleri sosyal sorumlulukla bağlamak ve sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte üretmek de bizim özellikle önemsediğimiz alanlardan biri. “Bir proje yalnızca markaya değil, topluma da dokunabiliyorsa daha anlamlı hâle geliyor.” Mesele sadece ne yaptığınız değil, neden yaptığınız. “Bir projenin gerçek değeri, geride bıraktığı izdir.” Biz buna çok inanan bir ajansız.

‘BU SEKTÖRDE BAZEN DENEYİM DEĞİL, YAKLAŞIM FARK YARATIR’ 
Ekibinizi seçerken nelere önem veriyorsunuz ve liderlik tarzınız ekip kültürünü nasıl şekillendiriyor?
T.Ö.: Sorumluluk alabilen ve yeni fikirlere açık kişilerle çalışmayı tercih ediyoruz. Çünkü etkinlik sektörü sadece iyi planlama değil, aynı zamanda güçlü refleksler gerektiren bir alan. “Bu sektörde bazen deneyim değil, yaklaşım fark yaratır.”  Bizim için ekip aslında sadece işi yapan kişiler değil, birlikte düşünen ve birlikte üreten bir yapı. Bu yüzden ekip içinde merak duygusunu ve fikir üretme cesaretini çok önemsiyoruz. Liderlik anlayışımız da tam olarak buradan şekilleniyor.

Kariyer yolculuğunuzda sizi bugünlere taşıyan en önemli deneyim ya da öğrenim nedir?
T.Ö.: Her proje alınmak zorunda değil. Kariyerin başlarında insan doğal olarak her fırsatı değerlendirmek, her işi yapmak istiyor. Ama zamanla şunu fark ediyorsunuz; doğru işin, doğru zamanda ve doğru motivasyonla yapılması çok daha değerli. “Bazen büyümek, her işi almak değil; doğru işleri seçebilmekten geçiyor.” Bu farkındalık bizim bakış açımızı oldukça değiştirdi. Çünkü yaratıcılık aslında her projede aynı şekilde ortaya çıkmıyor. Gerçekten inandığınız, sizi heyecanlandıran ve üzerine düşünmek istediğiniz projelerde çok daha güçlü sonuçlar ortaya çıkıyor.

Önümüzdeki 5 yıl için All for Brands vizyonunuzda ne tür hedefler var?
A.D.: Önümüzdeki 5 yıl için hedefimiz büyüklük değil, kimlik. Daha fazla iş yapmak yerine, yaptığımız işlerin daha belirgin bir karaktere sahip olmasını istiyoruz. Çünkü bizim için önemli olan sayılar değil, ortaya çıkan işlerin bıraktığı etki. “Biz büyümeyi hacimle değil, karakterle ölçmek istiyoruz.” Bu dönemde özellikle kendi geliştirdiğimiz konseptleri hayata geçirmek istiyoruz. Markalarla birlikte sadece projeler üretmek değil, aynı zamanda deneyim serileri oluşturmak ve yeni formatlar geliştirmek de planlarımız arasında. Aynı zamanda uluslararası iş birliklerine açılmak da hedeflerimizden biri. Farklı kültürlerle çalışmak, farklı bakış açılarıyla üretmek ve bu deneyimi projelere taşımak bizim için çok değerli olacak. Uzun vadede All for Brands’i yalnızca uygulayıcı bir ajans olarak değil, markaların yaratıcı süreçlerinde başvurduğu bir partner hâline getirmek istiyoruz. “Biz markaların ajansı değil, yaratıcı yol arkadaşı olmak istiyoruz.”