Şükran Tercanlı : “Renklerin Dansı, Benim İçin Resim Yapmak Ve Alabildiğine Özgürlük, Yazı Yazmaksa Kelimelerin Dansı”

Şükran Tercanlı : “Renklerin Dansı, Benim İçin Resim Yapmak Ve Alabildiğine Özgürlük, Yazı Yazmaksa Kelimelerin Dansı” Şükran Tercanlı : “Renklerin Dansı, Benim İçin Resim Yapmak Ve Alabildiğine Özgürlük, Yazı Yazmaksa Kelimelerin Dansı”

Başarılı Ressam Ve Yazar Şükran Tercanlı, Tek Bedende İki Ruhu Nasıl Yaşadığını Klass’a Anlattı Ressam ve yazar kimliğini aynı ruhta buluşturan Şükran Tercanlı, sanatını sevgi, inanç ve gerçek yaşam hikâyeleriyle besleyen bir isim. Kore Savaşı’ndan kadınların iç dünyasındaki mücadelesine uzanan romanları, renklerin özgür diliyle buluşan resimleri ve bitmeyen üretme tutkusu ile birçok insana rol model olmuş Şükran Tercanlı iki kimliğin aynı ruhta buluşmasını “Renklerin dansı, benim için resim yapmak ve alabildiğine özgürlük. Yazı yazmaksa kelimelerin dansı” sözleriyle açıklıyor. Kitaplarının yanı sıra sergileriyle de çok konuşulan Şükran Tercanlı, hem ressam hem de yazar kimliği taşımanın neler hissettirdiğini ve yakın zamanda Çırağan Sarayı’nda gerçekleşecek sergisini Klass okurları için anlattı.  

Şükran Hanım, siz hem ressam hem de yazar olarak iki ruhu bir arada yaşıyorsunuz. Sanatçı ve edebiyatçı kimliğinizi kazanma süreciniz nasıl gelişti?
Sanatçı kimliğimle ruhumu hayatıma yansıtıyorum. Hayatın boşluklarını benim için anlamlı şeylerle dolduruyorum. Zaman en kıymetli hazinemiz, boşa harcamamalıyız. Bu hayatın kıymetini bilelim ki ona sahip çıkalım. Amacım alanımda daha da ileriye gitmek. Dileğim insanların zaman ayırıp kitap okumaları ve farklı hayatlara kapı açmaları… Ben tüm iniş çıkışlara, engellere rağmen asla vazgeçmedim, ayakta durmayı başardım. Nedeni kalbimdeki sevgi ve inanç. Gece gündüz çok çalıştım ve başardım. Hayatımıza, kendimize ve diğer insanlara saygımız olmalı. Ve en önemlisi sevgi olmalı ki hayat güzelleşsin. Çünkü dünyayı sadece gerçek sevgi kurtarabilir. Sanatta kalın, sevgiyle kalın. Edebiyatçı kimliğim aileden geliyor. Ailede yazarlık ve şairlik var. Her ne kadar iktisatçı olsam da sanatsal kimliğimi hiç bırakmadım. Okul yıllarında şiirle başladım. Genç şair ünvanı aldım.

“İLK ROMANIM KADER VE SEÇİMLER İLE KORE SAVAŞI’NA KATILMIŞ BİR GAZİNİN BAŞINDAN GEÇENLERİ YAZDIM. BU ROMANLA G. KORE’NİN KÜLTÜR DESTEKÇİSİ SEÇİLDİM”
Peki ilk yazarlık tecrübenizde neler hissettiniz? İlhamınızı nereden aldınız?
Yıllarca babamdan Kore Savaşı anılarını dinledim. Çoğu anısını ağlayarak anlatır ve yarım kalırdı hikâyesi. Ben de bu konuda gerçek hayat hikâyesi üzerine roman yazmaya karar verdim. İlk romanım Kader ve Seçimler ile Kore Savaşı’na katılmış bir gazinin başından geçenleri yazdım. Bu romanla Güney Kore’nin Kültür Destekçisi seçildim ve danışmanlık yaptım. İki ülke arasında kültürel bir köprü kurduk. İlk romanımla TBMM Kütüphanesi’ne girdim. Ardından, Kadının İç Dünyası ve Evrende Aşk Senfonisi kitaplarım geldi. Edebiyatta ilhamım gerçek hayatlar üzerine. Çünkü bu hayatta yürüdüğümüz yol yüreğimizin yolu. Vardığımız yer her zaman kalbimizin attığı nokta.

Aynı anda hem ressam hem de yazar kimliğini taşımak nasıl bir duygu?
Duyguları anlatmaya bazen kelimeler yetmiyor. O zaman boyalarım, resimlerim yetişiyor imdadıma. Renklerin dansı, benim için resim yapmak ve alabildiğine özgürlük. Yazı yazmaksa kelimelerin dansı… Edebiyat ve resim sanatı bu şekilde iç içe geçti. Çünkü hem yazdığım romanları çiziyorum, onları tablo haline getiriyorum, hem de o anki ruh hâlimi yansıtıyorum.

Bugüne kadar kaç serginiz oldu ve yenileri gelecek mi? Resim ve edebiyat sizin için ne ifade ediyor?
Birçok sergim oldu ve fuarlara katıldım. Şubat ayında yeni bir sergim olacak, Çırağan Sarayı’nda… Ben renkler ile çağdaş sanatın dışavurumunu, yazmış olduğum kitaplar ve yaptığım resimler ile farklı bir dünya çiziyorum. Her şey hayal gücüne ve yaratıcılığa bağlı. Sanat benim için kendimi bulduğum yer. Ruhun iyileştirici bir yanı var. Hayata farkındalık katıyor.