Efe Sözer : “Padel, Bir Kortun Ötesinde İnsanlar İçin Bir Sosyalleşme Alanı”

Efe Sözer : “Padel,  Bir Kortun Ötesinde İnsanlar İçin Bir Sosyalleşme Alanı” Efe Sözer : “Padel, Bir Kortun Ötesinde İnsanlar İçin Bir Sosyalleşme Alanı”

Le Padel Kurucu Ortağı Efe Sözer , Padel Sporunu Ve Bu Sporun Türkiye’de Yaygınlaşması Adına Yaptıkları Çalışmaları Klass’a Anlattı Son dönemde Avrupa’da yaygınlaşan “padel” sporunun Türkiye’de de kurumsallaşması yolunda çok önemli bir adım atan Le Padel, Akatlar Clubsporium’da açtığı modern tesis ile bu alanda bir ilki başarma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Efe Sözer öncülüğünde kurulan Le Padel, gelecek dönemde bir akademi kurmayı ve uluslararası turnuvalara ev sahipliği yapmayı hedefliyor. Padel sporunu Türkiye’de daha geniş kitlelerle buluşturmayı ve Le Padel’i bir kortun ötesinde insanlar için bir sosyalleşme alanı olarak tasarladıklarını belirten Efe Sözer, “Akademi altyapısını oluşturduktan sonra sporcu yetiştirip milli takıma oyuncu kazandırmak, ardından bu sporcuları lisanslı profesyoneller haline getirip uluslararası alanda Türkiye’yi temsil etmek istiyoruz” diyor. Le Padel kurucu ortağı Efe Sözer ile Le Padel’in kuruluş hikayesini, Türkiye’de padel kültürünü yaygınlaştırmak adına neler yapmayı hedeflediklerini, Clubsporium bünyesinde yer almanın kendilerine sağladığı avantajları Klass okurları için konuştuk.  

Efe Bey, öncelikle Le Padel’in kuruluş hikayesini sizden dinleyebilir miyiz?
Biz 4 ortağız. Bu fikir bizim aklımıza yaklaşık bir buçuk sene önce geldi. Ben doğma büyüme İzmirliyim. Barış Siliman benim çocukluk arkadaşım. Berke Şen ve Can Yenidoğan ile de Londra’da üniversitedeyken tanıştım. Hepimiz yaklaşık iki senedir padel oynuyoruz. Barış’ın dört beş senelik geçmişi var. Kendisi eski tenisçi. Uzun seneler boyunca tenis oynadı. Aynı zamanda tenis antrenörlüğü de yaptı. Barış’ın şu an buradaki pozisyonu head coach, yani buranın baş antrenörü. Ortaklık yapımız bu şekilde. Le Padel aslında bir buçuk senelik bir proje ancak biz açılışımızı geçtiğimiz aralıkta gerçekleştirdik. Tabii öncelikle arazisinin bulunması, buradaki yıkım, restorasyon süreci, sözleşmeler, pazarlama, sosyal medya tanıtımı, sponsorluklar, hazırlıklar… Yani epey bir süreç alıyor aslında. Bir altyapı oluşturmanız gerekiyor.

Türkiye’de padel kültürünü yaygınlaştırma hedefi doğrultusunda ne gibi stratejiler izliyorsunuz?

Bizim bu projeyi başlatmamızın altında yatan vizyon da buydu. Türkiye Avrupa’nın spor anlamında her zaman beş on sene gerisinden geliyor. Hem teknoloji anlamında hem yenilik anlamında. Avrupa’daki Padel furyasının çok artmasıyla beraber önümüzdeki beş on sene boyunca Türkiye’de de bunun artacağını öngördük. Ve aslında bu yüzden İstanbul’un çok premium bir lokasyonunda böyle bir ihtiyacın olduğunun farkındaydık. Çünkü çok az kulüp vardı. Hatta kapalı alanda kurulmuş, kulüp diyebileceğimiz tesis sadece bir taneydi. Biz de bu yüzden padelin Türkiye’de gelişmesinde öncü olacak bir marka oluşturmak istedik.
Efe Bey, hem profesyonel sporculara hem de yeni başlayanlara hitap eden bir yapı kurduğunuzu görüyoruz. Bu dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?
Padel’deki en kritik noktalardan bir tanesi tavan yüksekliği. Uluslararası arenalarda turnuvalar düzenleyebilmek için International Padel Federation yani FIP regülasyonlarına göre tavanınızın on buçuk metre olması gerekiyor. Biz de ileride uluslararası arenaları ve ulusal ligleri burada profesyonellere uygun şekilde ayarlayabilmek için tavanımızı on dört metre olarak kurduk ve şu an Türkiye’deki en yüksek tavana sahip olan kapalı padel kulübüyüz. Aynı zamanda kort kalitesini ona göre seçtik. Hem sürdürülebilirlik anlamında hem de topun yerden ve camdan sekişi açısından metre bazında her şeyi çok net ve profesyonel şekilde ayarlamaya çalıştık. Bu sayede de hem başlangıç seviyesine hitap eden hem orta seviyeye hitap eden hem de ileri seviyelere hitap eden bir marka oluşturduk. Zaten bu yüzden her hafta seviyeye göre değişen turnuvalarımız var.



Burayı sadece bir spor tesisi değil, aynı zamanda bir topluluk olarak konumlandırdığınızı görüyoruz. Bu vizyonu nasıl şekillendiriyorsunuz?
Aslında her spor dalında bu çok önemli bir şey ama Padel’de daha da önemli. Padel çok sosyal bir spor. Padel’in sosyal bir spor olmasının sebeplerinden bir tanesi her yaşa hitap ediyor olması. Tenisten de en büyük farkı bu. Aslında tenis de her yaşa hitap ediyor fakat çok daha az bir mobilite ve daha az bir altyapı gerektirdiği için bu spor tenis gibi küçük yaşlarda tekniğe başlamanızı gerektirmiyor. Daha hızlı ve daha kolay bir şekilde öğrenebiliyorsunuz. Dünya artık alkol ve eğlence odaklı yaşam tarzından daha çok wellness, fitness, longevity yani sağlık alanına yatırım yapıyor. İnsanlar spor alanlarında daha çok sosyalleşmek, buna göre network kurmak istiyorlar. Bizim de Avrupa’da, Londra’da gördüğümüz vizyon buydu. İnsanların bu spor tesislerinde iş kurduklarını, iş görüşmelerini burada yaptıklarını, bazen burada buluşmalar gerçekleştirdiklerini gördük. Biz de aynı vizyonu Türkiye’ye taşımak istedik. Topluluk yani community çok önemli bir şey. İnsanların buraya sadece kort kiralamaya gelmesini istemiyoruz, burada vakit geçirmelerini istiyoruz. Sohbet etmelerini, bilgisayarlarını alıp çalışmalarını yapmalarını, toplantılara katılmalarını istiyoruz. Yani burayı bir yaşam alanına çevirmek istiyoruz. En baştaki kuruluş amaçlarımızdan biri de buydu.



Türkiye’de son yıllarda Padel’e olan ilginin arttığını görüyoruz. Sizcebunun sebebi nedir?

Bunun sebebi aslında Türkiye’ye özel bir şey değil. Dünyada Padel çok fazla artış gösteriyor ve Türkiye de dünyayı takip ediyor. Bu böyle olmaya da devam edecek. Az önce de dediğim gibi Padel çok sosyal bir spor. 12 yaşındaki çocuklardan 80 yaşındaki müşterilere kadar herkes burada oynayabiliyor. Partnerle beraber oynandığı için de sosyallik, dinamizm, mücadele ve rekabet birleştiğinde gerçekten çok keyifli bir aktivite ortaya çıkıyor.


“PADEL DENİLDİĞİNDE AKLA LE PADEL’İN GELMESİNİ HEDEFLİYORUZ”

Peki hem ulusal hem uluslararası turnuvalara ev sahipliği yapma hedefiniz var. Bu planlamadan da biraz bahsedebilir misiniz?
Türkiye’de Padel daha önce Tenis Federasyonuna bağlıydı. Padel Federasyonu kurulduktan sonra sürecin daha da hızlanacağını düşünüyoruz. Önümüzdeki birkaç yıl içinde bunun gerçekleşmesini bekliyoruz. Padelin bir olimpiyat sporuna dönüşmesini de bekliyoruz. Tabii bunlardan önce altyapıyı hazırlamamız gerekiyor. Ulusal liglerin başlaması için önce bölgesel liglerin başlaması gerekiyor. İstanbul, İzmir, Antalya ve Alanya bu spora en fazla yatırım yapan şehirler arasında. Bu şehirlerde önce bölgesel turnuvalar ve ligler, ardından ulusal liglerin başlayacağını öngörüyoruz. Biz de İstanbul’dakine ev sahipliği yapmak istiyoruz. Uluslararası organizasyonlara gelince, 2027 Padel Oyunları İstanbul’a verildi. Henüz hangi kulübün ev sahipliği yapacağı net değil ama biz buna talibiz. Marka değerimizi öyle bir noktaya getirmek istiyoruz ki Türkiye’ye gelen uluslararası organizasyonlar öncelikle Le Padel’i tercih etsin.
Le Padel’i önümüzdeki dönemlerde Türkiye’de ve uluslararası arenada nasıl görüyorsunuz?
Le Padel’i bir marka olarak konumlandırıyoruz. Türkiye’nin önemli şehirlerinde aynı konsepti yaymak istiyoruz. Padel denildiğinde akla Le Padel’in gelmesini hedefliyoruz. Bunun iki ayağı var: biri topluluk, diğeri spor. Spor tarafında da organizasyonlar ve akademi çok önemli. Akademi altyapısını oluşturduktan sonra sporcu yetiştirip milli takıma oyuncu kazandırmak, ardından bu sporcuları lisanslı profesyoneller haline getirip uluslararası alanda temsil etmek istiyoruz.



Le Padel’in Clubsporium bünyesinde konumlandırılması için nasıl bir strateji uyguladınız? Bu iş birliği size ne gibi avantajlar sağladı?

Clubsporium İstanbul’un en önemli lokasyonlarından birinde. Biz bunun farkındaydık ve buraya ciddi şekilde talip olduk. Bunun dışında Clubsporium bize sponsorluklar, medya desteği, sosyal medya, altyapı, antrenör desteği, otopark gibi birçok avantaj sağlıyor. Otuz dönümlük bir arazide konumlanmış bir spor kulübünün sağladığı imkânlar çok geniş. Bu yüzden kendilerine teşekkür ediyoruz. Bizim de oranın havasını değiştirdiğimizi düşünüyoruz.


Clubsporium gibi köklü bir markanın bünyesinde yer almak Le Padel’in hedef kitlesine ve büyümesine nasıl katkı sağladı?


Günde yaklaşık 1000 kişi Clubsporium’a giriş çıkış yapıyor. Burada aynı zamanda bir spa, wellness merkezi, kuaför, iletişim hizmetleri, Starbucks ve restoran gibi birçok alan var. Burası bir gym değil, bir yaşam alanı. Bu sayede gelen herkes padelle tanışma fırsatı buluyor. Bu da hızlı bir şekilde hedef kitleye ulaşmamızı ve doluluk oranlarını artırmamızı sağladı.