New York Moda Haftası’nda bazı defileler vardır; koleksiyondan çok bir atmosferi, bir ruh hâlini anlatır. Bu sezon Ralph Lauren tam olarak bunu yaptı. Adres ise sıradan bir podyum değil, New York’un sanat nabzını tutan Jack Shainman Gallery idi. Moda ile sanatın iç içe geçtiği bu mekânda, Lauren bizi yalnızca bir koleksiyona değil, kendi dünyasına davet etti. Defileyi izlerken şunu düşündüm: Bu sezon tasarlanan şey yalnızca kıyafet değil, karakterdi. Lauren’in kadını romantik ama uysal değil; güçlü ama sertliğe hapsolmuş da değil. Asi bir tarafı var, fakat bu asi ruh gösteriş için değil, kendi hikâyesini yazma cesaretinden besleniyor.

Açılışı yapan Gigi Hadid’in tüvit korse ve etek takımı, koleksiyonun omurgasını ilk anda ortaya koydu. Maskülen terzilikle vurgulanan güçlü omuzlar, binici çizmeleri ve deri dokular… Ardından gelen kadife, ipek ve akışkan siluetler ise bu gücün zarafetle nasıl dengelendiğini gösterdi. Özellikle kahverengi kadife halter elbise, kırmızı halı için sabırsızlanan zamansız bir parça olarak hafızama kazındı. Bu sezonun en dikkat çekici yanı, dokuların zenginliği. Elliyi aşkın özel kumaş kullanımı bir tasarım gösterisinden çok, bir zanaat manifestosu gibiydi. Tüvit ceketlerin içindeki ustalık, zincir detaylı trikolar, “yaşanmışlık” hissi veren deri yüzeyler… Hepsi Amerikan mirasına saygı duruşu niteliğinde ama nostaljiye saplanmadan.




Mekân tasarımı da en az koleksiyon kadar konuşulmayı hak ediyor. Bedford’daki malikânesinden ilham alan dekor; elde boyanmış paneller, kadife perdeler, antika halılar ve yıpranmış deri koltuklarla Lauren estetiğini üç boyutlu bir deneyime dönüştürdü. O salona adım attığınızda bir defileye değil, bir yaşam tarzına giriyorsunuz zaten. Ön sırada ise yıldızlar geçidi vardı: Anne Hathaway, Ariana DeBose, Emilia Jones ve Lana Del Rey gibi isimler bu dramatik ama sofistike hikâyeye tanıklık etti. Fakat ilginç olan şu ki, o gece en çok konuşulan şey ünlüler değil, koleksiyonun yarattığı tavırdı.

İlkbahar/Yaz’a kıyasla daha koyu, daha teatral bir çizgi vardı. Ancak Lauren’in ustalığı, bu dramatik dili günlük hayata adapte edebilmesinde saklı. Salaş bir trikoyu yere kadar uzanan bir etekle eşlemek, deri büstiyeri yün pantolonla yumuşatmak, tüvit ceketi gece elbisesinin üzerine atmak… Bu kombinler “ulaşılmaz” değil, ilham verici. Tek kelimeyle bayıldım. Bana sorarsanız muazzam bir koleksiyon olmuş. Çok cool, çok havalı.
Ralph Lauren bu sezon bize şunu hatırlattı: Moda bazen konfor alanından çıkma cesaretidir. Macera yalnızca seyahat etmek değil; stilinizle risk almaktır.
Ve evet, güçlü görünmek ile zarif kalmak arasında seçim yapmak zorunda değilsiniz. New York’ta izlediğim bu defile bana bir kez daha gösterdi ki bazı markalar trendleri takip etmez, kendi zamanlarını yaratır. Ralph Lauren de o markalardan biri.


  Diğer Tüm Yazılar