Başkalarının hayatları ile ilgilenmek ne büyük bir enerji kaybıdır…
İtiraf etmeliyiz ki hepimizin zaman zaman düştüğü bir tuzaktır bu...
Bazen farkında bile olmadan kendimizi sohbetin ortasında buluveririz… 
İtiraf edelim ki konu biz değilsek ahkam kesmelere doyamayız. :(((((
Hatta daha da ileri giderek ön yargılarla başkalarının hayatını zehrederiz... 
Geçmişlerinde ve şimdilerde yaşadıkları hikayeleri ile alay ederiz, güleriz... 
Yolun uzun olduğunu ve henüz kendi hikayemizin bitmediğini unutarak... 


Günlük hayatımızdaki sohbetlerin içeriği de lüzumsuz laflarla doludur...
Falancanın kilosu, giyimi, evi, zevksizliği masum! dedikodular arasındadır... :((((
Günün sonunda ne kadar boş ve sıkıcı olduğunu anladığımızda geçtir artık...
Bize hiçbir katkısı olmadığı gibi bizden çok şey götürür bu gevezelikler... 
Ayrıca geri alınamayacak bir zaman israfıdır... Boşa koşan boşa yorulur ve boşuna... 
Oysa kendimizle ilgilenmek yaşamımızı olumlu yönde değiştirecektir...
Başkalarının hayatı ile ilgilenen kendi hayatını kaçırır sözü ne kadar önemlidir...


Aslında kendimizle ilgili düşünecek ve yapacak ne çok işimiz var... 
Mesela; kendimizle ilgili neler biliyoruz?
Gün içinde yaptığımız mücadelede enerjimizi nasıl tükettiğimizin farkında mıyız?
Daha da önemlisi kendimizin ne kadar farkındayız? Ve ne kadar tanıyoruz? 
Bazı hallerde içimizden daha önce hiç tanımadığımız bir kişilik çıktığına tanık olmadık mı?
Hayretle sahi bu ben miyim dediğimiz zamanlarımızdaki şaşkınlığımızı düşünün...

Hayat uzun değil... Zaman hızla akıp gidiyor... Önemli olan bizden geriye ne kaldığı...
Yaşarken yaptığımız en kıymetli yatırım, kendimize kattığımız kalıcı değerlerdir...
Dünya evinde misafir olduğumuzu unutmadan bozulmayan temel esasları benimsemeliyiz...
İnsan; yüceldikçe arındıkça, zararsızlığı öğrendikçe her canlıyı sevmeyi ve yararlı olmayı başarır…
Bu nedenle "doğru yaşam bilgilerine" sımsıkı sarılmalı ve uygulamalıyız...
Ortaya kendimizden başka kimse koymadan kendi kendimizle cenge girmeliyiz...
Emin olun bize sadece kendimizden hayır var... Her günümüzün kıymetini bilmeliyiz...
Mevlâna’nın dediği gibi; Haram ettiğimiz hayattan, helallik bekleyemeyiz...

YÜZ YILIN KÂBUSU SEVGİSİZLİK VE CEHALET!!..
Sevgisiz ve cahil insanların sayılarının artması dünyanın geleceğini karartıyor...
Cahil insanın hemen aklımıza gelen tanımı, okumamış eğitim görmemiş olanlardır...
Oysa beni en çok endişelendiren okumuş cahillerdir... 
İyi yerlerde eğitim almış, her şeyi bildiğini zanneden sevgisiz, yeniliğe açık olmayan,
Bağnaz, çağın gerisinde kalan, adeta kalpleri ve akılları mühürlenmiş olanlardır...
Sevgisizlik ve cehalet bir araya gelince medeniyetten nasıl uzaklaşıldığını,
Kadının yok sayıldığını, çocuklarımızın ve geleceğimizin nasıl karartıldığını görüyoruz...
Karl Marks, cehaletle medeniyet arasındaki farkı ne kadar net ve açık özetlemiş; 

Cehalet asla sorgulamaz, daima yargılar...
Cehalet öğrenmez, yalnızca hep inanır...
Cehalet asla okumaz öğrenmez gerek duymaz o hep hatmeder...
Cehalet asla hoş görmez, hep katleder...
Cehalet ilkeldir, asla sosyalleşmez...

Medeniyet ise 
Kadın ve erkeğin birlikte yürüyebilmesidir...
İşte bu yüzden cehaletin tek korkusu daima ve hep kadınlardır...
Çünkü kadın ne öğrenirse daima çocuklarına onu öğretir...
İşte bu nedenle de cehalet kadının aydınlanmasını asla istemez...
Ve ne yazık ki cehalet; 
Ayrıcalıklı sınıfın elinde ustaca kullandığı bir silahtır...

Sevgisizliğin ve cehaletin öne geçtiği, medeniyetten uzaklaştığımız bir dönemden geçiyoruz...
Üzerinde rahatça dolaştığımız yeryüzünde yaşam şartları gittikçe ağırlaşıyor...
Yaşamakta olduğumuz olumsuz gidişat yüreğimizi karartmamalıdır...
Ümide açılan pencerelerimizi asla kapatmamalıyız...
Her karanlık gecenin aydınlık bir sabahı olduğunu unutmadan... 


  Diğer Tüm Yazılar