Her ay buluştuğumuz bu sayfalarda sizlerle adeta sohbet edercesine kaleme aldığım satırların bu ay benim için çok daha farklı, çok daha derin bir anlamı var. Yıllardır heyecanımı, mutluluğumu, başarılarımı ve hayata dair düşüncelerimi paylaştığım bu köşede, bugün sizlere biraz da kalbimden geçenleri anlatmak istiyorum.
Çünkü geride bıraktığımız ekim ayı, hayatım boyunca unutamayacağım bir döneme sahne oldu. Yıllarımı verdiğim, ilmek ilmek ördüğüm kariyerime, adını dahi anmak istemediğim çirkin iddialarla gölge düşürülmeye çalışıldı. Hayatım boyunca büyük bir emekle inşa ettiğim ismimin, mesleki itibarımın ve yıllardır savunduğum değerlerin böylesine ağır ithamlarla yan yana getirilmesi elbette kolay değildi.
Ama şunu herkesin çok iyi bilmesini isterim:
Benim alnım açık, başım dik, vicdanım rahat.
Bir söz vardır, “Çamur at, izi kalsın.” diye... İşte ben o sözün karşısında dimdik duruyorum. Çünkü biliyorum ki insanın yıllar boyunca emeğiyle, alın teriyle ve dürüstlüğüyle inşa ettiği bir hayat, ortaya atılan iddialarla bir anda yok edilemez. Bana atılmaya çalışılan çamurun üzerimde iz bırakmasına izin vermeyeceğim. Hayatım boyunca sigara içmedim, alkol almadım. Sağlığıma en çok dikkat eden kişilerden biriyim. Beni böyle saçma sapan iftiralara maruz bırakanlara aslında daha çok üzülüyorum. Çünkü beni hiç tanımadıkları ve benim yakınımda olmadıkları o kadar çok belli ki...
Ne yazık ki insanoğlu çiğ süt emmiş... Kimi zaman bir insanın yıllarca verdiği emeği görmezden gelmek, hakkında ağır ithamlarda bulunmak ve ardından hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etmek bazılarına çok kolay gelebiliyor. Oysa söylenen her sözün, ortaya atılan her iddianın bir sorumluluğu var. Ben de bu sorumluluğun hukuk önünde karşılık bulması için tüm yasal haklarımı sonuna kadar kullanacağım.
Hayatım boyunca kimsenin emeğine göz dikmedim. Kimsenin başarısını küçümseyerek kendime yol açmaya çalışmadım. Benim tek bir yolum vardı: Çalışmak, daha çok çalışmak ve her defasında bir öncekinden daha iyisini yapmak...
Bugün geriye dönüp baktığımda, başarılarımın yıllardır zaman zaman kıskançlıkla karşılandığını da görüyorum. Ama benim başarımın arkasında gizli kapaklı hikâyeler arayanlara söyleyeceğim tek bir şey var: Benim başarımın en büyük sırrı, çalışmaktan hiçbir zaman vazgeçmememdir.
Herkesin davetlerin, organizasyonların ve cemiyet hayatının eğlenceli tarafıyla ilgilendiği zamanlarda ben elimde dergimle bir davetten diğerine koştum. Kimi zaman yemek yemeye bile fırsat bulamadan, saatlerce ayakta kalarak çalıştım. Her davette, her organizasyonda, her buluşmada benim aklımda ertesi gün hazırlayacağım sayfalar, yapacağım röportajlar ve sizlere ulaştıracağım haberler vardı. Katıldığım her organizasyonda, yaptığım işime dair yeni bir şey öğrenmenin, yeni insanlarla tanışmanın ve bunları sizlerle paylaşmanın heyecanını taşıdım. Çünkü ben zamanımı en çok sevdiğim işe ayırırken kendimi mutlu ve üretken hissettim.
Çünkü benim için bu hayatın en büyük keyfi zaten işimdi. Ben çalışırken mutlu oldum. Üretirken heyecanlandım. Yeni bir sayı hazırlarken, bir röportajın peşinden koşarken, Klass’ın her yeni başarısında aynı heyecanı yaşadım. Yıllar geçse de içimdeki o gazetecilik tutkusu hiç eksilmedi.
Klass’ı kurarken de bugünlere getirirken de kolay yollardan geçmedim. Her sayısında emeğim, her başarısında alın terim, her yeni adımında uykusuz gecelerim var. Bugün sahip olduğum her şeyin arkasında işte bu mücadele yatıyor.
Bu nedenle ne emeğime çamur atılmasına ne de başarılarımın altında başka nedenler aranmasına pabuç bırakırım. Yıllardır büyük bir özveriyle oluşturduğum mesleki itibarımı korumak için sonuna kadar mücadele ederim.
Bütün bu yaşananların içinde beni en çok duygulandıran ise yıllardır yan yana yürüdüğüm dostlarımın, meslektaşlarımın ve beni gerçekten tanıyan insanların gösterdiği dayanışma oldu. Gelen telefonlar, mesajlar, yapılan açıklamalar ve dostça uzatılan eller bana bir kez daha çok önemli bir şeyi hatırlattı: İnsan hayatı boyunca yalnızca başarılar biriktirmiyor, dostluklar da biriktiriyor. Ve gerçek dostluklar en çok zor zamanlarda kendini gösteriyor.
Bu süreçte yanımda olan, sevgisini ve desteğini esirgemeyen başta eşim, çocuklarım, annem, ablam, kızkardeşim, akrabalarım, ekip arkadaşlarım ve dostlarıma herkese gönülden teşekkür ediyorum.
Benim içim rahat, gönlüm rahat. Her gece başımı yastığa huzurla koyuyorum. Çünkü nasıl bir hayat yaşadığımı, bugünlere nasıl geldiğimi ve hangi değerlerle yol yürüdüğümü çok iyi biliyorum. Hem Allah’ın adaletine hem de ülkemizin adalet sistemine güveniyorum. Gerçeklerin hukuk çerçevesinde ortaya çıkacağına inanıyorum.
Ve bütün bunlar yaşanırken hayat devam ediyor...
Ben yine işimin başındayım. Yine aynı heyecanla çalışıyor, üretiyor, yeni projeler planlıyor ve Klass’ın her yeni sayısını büyük bir tutkuyla hazırlıyorum. Çünkü hiçbir olumsuzluğun beni yolumdan döndürmesine izin vermeyeceğim.
Biliyor musunuz, eskilerin çok sevdiğim bir sözü vardır:
“Meyve veren ağaç taşlanır.”
Hayatımın bu döneminde bu sözün anlamını bir kez daha düşündüm. Ancak ben taşlara bakarak yolumu değiştirecek biri değilim. Bugüne kadar nasıl çalıştıysam bundan sonra da öyle çalışacağım. Daha çok üretecek, daha güzel işlere imza atacak, Klass’ı daha ileriye taşımak için aynı inançla mücadele edeceğim. Çünkü benim verecek daha çok meyvem, gerçekleştirecek daha çok hayalim var.
Ve son olarak şunu söylemek istiyorum: İnsanların hakkınızda ne söylediğini her zaman kontrol edemezsiniz. Ama nasıl bir insan olduğunuzu, hayatınızı hangi değerler üzerine kurduğunuzu ve geride nasıl bir iz bırakacağınızı kendi seçimlerinizle belirlersiniz.
Benim geride bırakmak istediğim iz; dürüstlükle, emekle, sevgiyle ve başarıyla anılan bir hayatın izi...
Beni ben yapan da, bugünlere taşıyan da işte bu değerler.
Her şeye rağmen gülümsemeye, çalışmaya, üretmeye ve hayatın güzel taraflarını sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.
Çünkü benim hikâyem henüz bitmedi.
Yazılacak daha çok güzel sayfası var...
Diğer Tüm Yazılar
Benim En Büyük Gücüm; Emeğim, Vicdanım Ve Beni Yakından Tanıyan Binlerce Dostum